Nedir.Org *
admin

Edebiyat-ı Cedide Nedir

Resim Ekle Dosya Ekle Video Ekle Soru Sor Bilgi Ekle

Edebiyat-ı Cedide Nedir ? (Servet-i Fünun) : Edebiyat-ı Cedide 1896’da Servet-i Fünun dergisini çıkaran şair ve yazarların meydana getirdiği canlı bir akımdır. İmparatorluğun baskıları sonucu dağılan bu şair ve yazarlar ayrı ayrı bağlı bulundukları fikirleri yaymaya devam etmişlerdir. Edebiyat-ı Cedide şairleri, yalnız aydınlara seslenmişler, (sanat için sanat) ilkesini benimsemişlerdir. Fransız romantiklerini, parnasyonleri ve sembolist şairleri örnek almışlardır. Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Halit Ziya Uşaklıgil, Süleyman Nazif, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın tarafından yürütülen bu akım, Serveti-i Fünun dergisini sürdüren, kendilerine Fecr-i Ati’ciler denilen Ahmet Haşim, Refik Halid, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Mithat ve Ahmet Rasim gibi yazar ve şairler tarafından aynı ilkelerle izlendi. Her iki grup da eserlerinde Arapça ve Farsça sözcükleri bol bol kullanmışlar ve bu bakımdan genç kuşaklar tarafından şiddetle eleştirilmişlerdir.

Servet-i Fünun Döneminin Genel Özellikleri

1) ‘Sanat için sanat’ ilkesine beğlıdırlar.
2) Cümlenin dize ya da beyitte tamamlanması kuralını yıkmışlar ve cümleyi özgürlüğüne kavuşturmuşlardır. Beyitin cümle üzerindeki egemenliğine son verirler. Cümle istediği yerde bitebilir.
3) Servet-i Fünuncular aruz ölçüsünü kullanırlar. Ancak aruzun dizeler üzerindeki egemenliğini de yıkarak, bir şiirde birden çok kalıba yer vermişlerdir.
4) Onlar ‘her şey şiirin konusu olabilir’ görüşünü benimsemişler; fakat dönemin siayasal baskıları nedeniyle aşk, doğa, aile hayatı ve gündelik yaşamın basit konularına eğilmişlerdir.
5) Şiirde ilk defa bu dönemde konu bütünlüğü sağlanmıştır.
6) ‘Sanatkârâne üslup’ ve yeni bir ‘vokabüler’ (sözvarlığı) yaratma kaygısıyla oldukça ağır bir dil kullanmışlardır.
7) ‘Kafiye kulak içindir’ görüşünü benimserler.
8) Şiirde üç değişik biçim kullanmışlardır.
a) Batı’dan aldıkları ’sone’ ve ‘terza-rima’
b) Divan edebiyatından alıp, türlü değişikliklerle kullandıkları müstezat (serbest müstezat)
c) Bütünüyle kendi yarattıkları biçimler
9) Şiirde olduğu gibi romanda da (devrin siyasal baskıları nedeniyle) sosyal konulardan uzak dururlar.
10) Romanda, romantizmin kimi izleri bulunmakla birlikte genel olarak realizme bağlıdırlar.
11) Romanda da dil ağır, üslup sanatkârânedir.
12) Roman tekniği sağlamdır.
13) Yazarlar daha çok yaşadıkları ortamı anlatma yoluna gittikleri için konular, İstanbul’un çeşitli kesimlerinden alınmalıdır.
14) Betimlemeler gözleme dayalıdır ve nesneldir.
15) Bu dönem sanatçıları, devrin siyasal baskıları nedeniyle gazetecilik, tiyatro gibi alanlara pek fazla eğilmemişlerdir.
16) Her bakımdan Avrupalılaşmak gerektiğine inanmışlar ve Batının ilim, sanat ve edebiyatından yararlanmaya çalışmışlardır.
17) Dîvan edebiyatı büyük ölçüde zaafa uğratılmış, en ufak bir hamle yapamayacak hale getirilmiştir.
18) “Sanat sanat içindir” anlayışı hakimdir. Bu yüzden sanatçılar halk yerine aydın zümreye seslenmişlerdir.
19) Ortaya koyulan edebî ürünlerin ağırlık noktasını aşk, tabiat, merhamet, sanatkârın kendi günlük yaşayışı ve yakın çevresi gibi ferdî konular ve psikolojik tahliller teşkil eder.
20) Şiir, hikaye, roman, edebi tenkit, makale ve mensur şiire çok önem verilerek bu türlerde Batılı örneklere ulaşılmış; tiyatro, mizah ve edebiyat tarihi gibi türler sönük kalmıştır.
21) Bu dönem şairleri, Dîvan edebiyatı nazım şekillerinin pek çoğuna yer vermediler. Verdiklerinde ise çok büyük değişiklik yaptılar. Ayrıca Fransız şiirinden aldıkları sone-terza-rimo gibi Batı edebiyatını klasik nazım şekillerini kullandılar.
22) Hece vezni önemsenmemiş, bu vezinle sadece çocuk şiirleri yazılmıştır. Aruza önem verilmiştir. Nazım, nesre yaklaştırılmıştır. Göze göre kafiye değil, kulağa göre kafiye anlayışı benimsenmiştir.
23) En kusurlu yönleri, dil ve üsluptur. “Sanat, sanat içindir” anlayışı ile hareket ettikleri için, konuşma dilinden uzaklaşarak, anlaşılamayan bir dil ile süslü, yapmacık bir söyleyişe yöneldiler.

Servet-i Fünun Edebiyatını Hazırlayan Siyasal ve Sosyal Sebebler

Avrupai Türk edebiyatının ikinci ve toplu hareketi 1895 yılında, Servet-i Fünûn mecmuasında toplanan genç edebiyatçılar tarafından yapıldı. II. Abdülhamit’in saltanat dönemi edebiyatı üç bölümde incelenmektedir:
1. Dönem: Tanzimat edebiyatı ile, Servet-i Fünûn edebiyatı arası.
2. Dönem: Servet-i Fünûn edebiyatı oluşturur. Bu da ancak beş altı yıl devam edebildi.
3. Dönem: Bu dönem Servet-i Fünûn’dan sonra II. Meşrutiyet’in ilanına kadar süren dönem.

Servet-i Fünûn batı etkisindeki Türk edebiyatının II. önemli safhasıdır. Bu edebiyat, Sultan Abdülhamit zamanında doğmuş, gelişmiş ve yine bu devirde son bulmuş bir edebiyattır.

Türk edebiyatı aşağıda bahsedeceğimiz ideolojiler etrafındaki mücadeleleriyle mühim bir rol oynar. Bazen de bizzat hazırladığı bu vakaların kuvvetli tesiri altında kalır.

Gelişen ideolojileri şu başlıklar halinde ele alabiliriz:
1. Osmanlıcılık
2. İslamcılık
3. Medeniyetçilik
4. Türkçülük

Her biri cemiyetin ayrı bir realitesini karşılayan bu ideolojilerin etrafındaki mücadele, belki de Modern Türk Edebiyatının asıl tarihini yapar.

Medeniyetçilik ideolojisiyle hareket eden şair ve yazarlardan, Hamit ve Recaizade şu fikirleri ileri sürüyorlardı:
1-İslam medeniyeti devrini tamamlamıştır.
2-Batıda düşüncesiyle, sosyolojisiyle ve tekniği ile yeni bir medeniyet çıkmıştır.
3-Osmanlı devletini bu medeniyet er-geç yıkacaktır.

Bu açıklamalarla Avrupa’nın tablosunu çiziyorlardı. Bu tablo karşısında bizde durum nasıldı?
Bu dönem özellikle imparatorluk üzerinde kötü emeller besleyen, Avrupalı devletlerin bu emellerini gerçekleştirmek için, içte ve dışta çeşitli oyunlar sergilemeye çalıştıkları bir devredir.İmparatorluk ise, kendisine ‘hasta adam’ gözüyle bakılan devleti bir müddet daha ayakta tutabilmek için birtakım sıkı tedbirler almak zorunda kalır. Bu dönemin sert görünüş hürriyet anlayışını adeta bir fikri sabit hale getiren bu devir gençlerinde ruhi bir bunalım yaratmıştır.

Özellikle devletin içten ve dıştan maruz kaldığı bu tehlikeleri önleyebilmek için alınan tedbirler, Tanzimatçıların sahip oldukları hürriyet havasına imkan vermiyordu.Bu imkansızlık gençleri ruhi bunalımlara sevk ediyordu.1877 Osmanlı-Rus harbinin kötü sonuçlanması üzerine,1876’da açılan Meclis-i Mebusan tekrar kapatılır.Devlet Rumeli’de istiklalini kazanmaya çalışan azınlıklar karşısında bile zayıf duruma düşer.Dünyayı kaplayan hürriyet, milliyet ve istiklal cereyanlarının, özellikle batılı büyük devletlerin gayretleriyle hızla gelişmesi, devlet yönetimini de bunaltır.Bu yüzden alınan tedbirlerin dozu biraz daha artar.Kendi tebası olan yabancı toplulukların dıştan desteli isyan teşebbüslerini önleme imkanı daralır.Büyük devletlerin her zengin coğrafyaya sahip olma istekleri gittikçe bir ihtiras halini alır.Kendi aydınları tarafından bile desteklenme talihini kaybeden imparatorluk yönetiminin alınan bu sıkı tedbirlerin sebebini açıklayamaması, yönetimi gençlerin gözünde tek suçlu durumuna düşürüyordu.

İdealist fikirlerle ortaya çıkan Jön Türklerin dış tehlikeler karşısında tam bir milli bütünlük içerisinde bulunulmak yerine, işi Ermenilerle iş birliği yapacak kadar ileri götürmeleri, yönetimin aldığı tedbirleri daha da arttırmasına yol açar.Bu arada saray yönetimi içinde, hoşnutsuzluğu gittikçe nefrete dönüşen bu gençleri dış tehlikeler karşısında uyanık olmaya çağıracak tecrübeli ve bilgili kişiler bulunmamaktaydı. Devletin maruz kaldığı bu tehlikeler karşısında bir kısım münevverler hadiselere kayıtsız kalırken, bir kısmı ise kendisini koyu bir Avrupa perestliğin kucağına atıyordu. Babıali’nin nüfusunu Abdülhamit, tamamıyla ortadan kaldırıp, Yıldız’ı hakim vaziyete getirmiş,iktidar mevkilerine kendine uygun adamları geçirmek suretiyle, mutlak bir disiplin mekanizması kurmuştu.Bu hakimiyetini kontrol altında tutabilmek için bir hafiye teşkilatı kurmuştu.Bu öyle yaygınlaştı ki herkes padişaha yaranmak için birer hafiye kesilmişti.

Çizdiğimiz bu siyasi tablonun karşısına medeniyetçiler şu görüşlerini ileri sürdüler:
1-Batıdaki düşünceleri, yaşayışları, tekniği aynen almalıyız.
2-Bir Avrupalı gibi olursak, onlara benzediğimiz için Avrupalılar bize saldırmazlar.

Medeniyetçiler, daha önce açıkladıkları gibi ‘İslam medeniyeti devrini tamamlamıştır’ derlerken, Avrupalıların (Hıristiyan) medeniyet ve tekniğinin hızla geliştiğini ileri sürmekteydiler.Halbuki şunu unutuyorlardı, hayran oldukları bu medeniyet, bir zamanlar Osmanlı devletinin himmetine muhtaç ve Osmanlı-İslam medeniyeti hayranı idi.Onlar Orta çağ engizisyonunu yaşarken, bizde ilim ve fen canlı bir şekilde devam ediyordu. Batı; düşüncede, sosyolojide ve teknikte bir gelişme göstermiştir.Ama Servet-i Fünûn gençliğine göre biz bunların hepsini aynen almalıyız. Ama şunu akıl edemediler ki; her milletin düşünce, yaşayış ve sosyal yapısı farklıdır.

Bu bunalımlı ve buhranlarla dolu zor dönem 1908’de son bulur. Devlet yönetimi İttihat ve Terakki cemiyetinin eline geçer. Fakat felaketler zinciri yine de son bulmaz. Devlet İttihat ve Terakkinin tecrübesiz hareketi sonucu Balkan harbinin getirdiği başarısızlıklarla sürüklenir.

Bu edebiyat o dönemin siyasi durumu, anlatırken d belirtildiği gibi, hürriyetsizlik anlayışının o dönem gençlerince bir bunalım olarak görüldüğü devrede kuruldu.Bu dönem, batının sadece edebiyat kaynağı olarak görüldüğü gibi, hürriyet kaynağı olarak ta görüldüğü devredir. Bu dönemde batıya olan hayranlık had safhaya ulaşmıştır. Bu siyasi dönemde yetişip edebiyat yapmaya çalıştırlar.Böyle bir durum bütün millette doğurduğu hastalık, melankoli, hayattan bezginlik ve kaygısızlık şüphesiz onlarında ruhunda aynı tesiri uyandıracaktı.

Bu cereyanın edebiyatçıları, şark kültüründen evvel ve şark edebiyatından önce batı edebiyatını tanımışlardır. Hatta aralarında bunu bir iftihar vesilesi sayanlar da vardır. Sosyal meselelerin serbestçe konuşulamayışı,bu hususta kendini göstermek isteyen iradelerin susturuluşu, herkeste bir neme lazımcılık hissi doğurmuştu.Herkes kendi derdine ve kendi keyfine düşmüş,sosyal sorumluluk duygusu tamamen yok olmuştu.Meseleleri söz söylemek olan edebiyatçılar başka mevzular aramaya başlamışlardı. Şu fikirleri ileri sürdüler:
a-Avrupa imparatorluk ve derebeylik dönemini aşmıştır.(1789 Fransız ihtilali ile)
b-Avrupa da (bilhassa Fransa’da) burjuvazi adı verdiğimiz şehirlilerle işçiler gibi iki tabaka vardır. Bu iki tabakanın çekişmesiyle iki edebiyatta buna bağlıdır. Bizde de benzeri yapılar gerçekleşmediği takdirde, edebiyatımızın gelişmesi mümkün değildir.

Servet-i Fünün Sanat Anlayışının Başlangıcı

Tevfik Fikret ve Ahmet İhsan Recaizade Mahmut Ekrem’in talebeleri olmak dolayısıyla onunla yakından temasta idiler. Halid, İzmir’de üstadı eserlerinden tanıyor, hatta görüşüp konuşuyorlardı. H.Cahit ise daha birleşmeden önce Fikret’i tanıyordu. Kısaca bu edebiyat cereyanı içindekiler birbirlerini daha önceden tanımış ve kaynaşmışlardı.

Servet-i Fünûncuların düzenli tahsil görmeleri, okudukları Avrupai mekteplerde, Avrupalı edipleri yakından öğrenmeleri ve hemen hemen hepsinin orta tabaka ailelerden gelmeleri, onlarda ortak bir sanat zevkinin doğmasına yol açmıştır. Fakat aynı sanat zevkine sahip olmalarına rağmen bu zevki aksettirişleri farklıdır.

Bu edebiyatta Tanzimat’ta olduğu gibi bir siyasi ve aktif bir fonksiyon yoktur. Aşırı alafrangalılık bu edebiyatın en çok kınanan özelliklerindendir. Memleket meseleleri ve Anadolu insanının yaşayışı,bazı küçük denemeler dışında bu edebiyatta mevcut değildir.Yaşadıkları siyasi devir onları hakikatten kaçmalarına,günlük meselelerle ilgilenmemelerine sebep olmuş. Hüzne düşkünlük ferdiyetçilik gibi duygularını beslemiştir.

Solgun çiçeklerden, düşmüş sarı yapraklardan bahseden ve kadın denince bunun bile veremlisinin makbul sayıldığı bu dönemin özelliği,onların özel hayatlarına girmiştir.Verem, intihar, kimsesizlik ve inziva, aşkı ölümle neticelenmek, sarı-siyah gibi daha çok hastalığı ve ölümü temsil renkler, karanlık mevzular onların ortak sanat çizgileridir.

Servet-i Fünûn Edebiyatı 1895 yılında başladı. Bu yılın sonlarında Recaizade’nin teşvik ve aracılığıyla, Servet-i Fünûn mecmuasının baş muharrirliği, onun en kıymetli talebesi Tevfik Fikret’e verildi. Bu sanat çizgisine dahil olup başka dergilerde (Mektep, Maarif, Hazine-i Fünûn, Mirsat ve Malumat) yazan birçok şair ve yazar Servet-i Fünûnda toplandı. Hep birden Servet-i Fünûn edebiyatı denilen bir edebi çığırı açtılar.

Servet-i Fünun Edebiyat Anlayışı

1. Çağdaş Fransız edebiyatına benzer eserler ver­mek ve bu eserlerde sanat için sanat anlayışına bağlı kalmaktır.
2. Servet-i Fünûncuların örnek aldıkları Fransız yazarları, realist­lerle natüralistlerdir. Aynı edebiyatın şiirde yaptığı yeniliklerde kısmen Parnasse, kısmen Symbolisme akımlarının izleri vardır.
3. Bu edebiyatın bir diğer özelliği, Avrupa tipi eserler vermek yolunda Tanzimat edebiyatından daha becerikli, daha çalışkan oluşudur.
4. Servet-i Fünûncular, kendi­lerinden önceki Avrupaî Türk edebiyatını hem iptidaî, hem yetersiz buluyorlardı. Onlara göre, Tanzimat edebiyatı: “J.-J. Rousseau'dan beş on sayfa, La Fontaine' den birkaç efsane, Vefik Paşa'nın Moliere adaptasyonları, sayısı onu geçmediği halde sanat bakımından hiç de başarılı sayılamayacak birkaç hikâye"den ibaret­ti. Servet-i Fünûncular, Türkiye'ye tam anlamıyla Avrupai bir edebiyat getirdiklerine inanıyorlardı.
5. Servet-i Fünûncular, herhangi bir halk sınıfına hitap etmekten uzak kalmışlardır. Servet-i Fünûncular, yurt çoğunluğunun bedii-içtimai ihtiyaçlarını dü­şünmemiş: Yurdun, İstanbul dışı hayatiyle çok az ilgilenmiş, mevzularını Avrupa­lılaşmış aydınların hayatından almış ve yine onlar için yazılmış bir salon edebiyatı meydana getirmişlerdir.
6. Eserlerini mübalağalı derecede aristokrat bir dille yazma­ları, baskısı yüzünden hiç bir sosyal hareketin başına geç­mek imkânı bulamayışları; nihayet, karakter bakımından toplumcu olmaktan çok, sanatkâr bir ruh taşımaları, onları daha çok yüksek sanat eseri oluşturma anlayışına bağlı bı­rakmıştır.

Servet-i Fünun Edebiyatında Dil Anlayışı

1. Servet-i Fünûn yazarları, Namık Kemal'den çok, Abdülhak Hamid'in eserlerindeki yeni ve göz alıcı Osmanlı Türkçesini beğenmişlerdir.
2. Servet-i Fünûn lisanı fazla külfetli ve aristokrat bir dildir.Yazılarında süslü cümleler kullanarak, zarif, ahenkli, fakat işitilmemiş kelimeler sıralamak hevesindedirler.
3. On­lar, bilhassa Farsça kelimelerin söylenişinde âdeta bir alafrangalık buluyor, Farisî terkiplerle birleşik sıfatları, Fransızca söyleyişleri andırdıkları ve herkesçe bilin­meyen sözler oldukları için, zevk ve hevesle kullanıyorlardı.
4. Fransızcada rastla­dıkları Neige d'or (Altın kar) terkibini Farsça, berf-i zerrîn ifadesiyle, Frisson iamineux (Işıklı titreyiş) terkibini, lerze-i rûşen şekliyle Fârisîleştirmekte özel ahenk buluyorlardı.
5. Dilde milliyetçilik hareketleri­nin kuvvetli bir çığır halini almadığı o devirde, halk Türkçe’sinin inceliklerini bil­meyen Servet-i Fünûncular için, Servet-i Fünûn dilinden başka bir lisan kullan­mak kolay değildi.
6. Servet-i Fünûn lisanı, sade Türkçe bakımından za­rarlı olmuş, fakat edebiyat sanatının gelişmesine ve daha zengin bir ifade va­sıtası bulmasına hizmet etmiştir.
7. Fikret'in, Cenab'ın, Süleyman Nazif'in şiir ve ne­sirlerinde örneklerini gördüğünüz ve Halid Ziya'nın yazılarında süslü cümleleriy­le karşılaştığınız Servet-i Fünıın dili, sanatkârlarının zevkle, hatta sevgiyle kul­landıkları bir lisandı.
8. Bu dil, aşırı bir şekilde Farisî terkipleri ve birtakım Ede­biyat-ı Cedîde vasf-ı terkibîleri ile, yani Fars kaidesiyle yapılan birleşik sıfatlar­la süsleniyor, kolaylığını, ahengini ve akıcılığını bu güzel, fakat yabancı unsur­lardan alıyordu.
9. Zaman zaman: Sâât-ı semenfâm = Yasemin renkli saatler gibi, devrin klasik lisan kurallarına ve klasik söyleyiş mantığına aykırı olarak yapılan bu yabancı terkiplerin Servet-i Fünûn diline -bütün itirazlara rağmen- bir ve­cize zarifliği ve bir vecize zenginliği verdiği meydandadır.
10. Servet-i Fünûn Edebiyatı'nın en önemli başarısı, edebiyat türlerinde yaptığı yeniliklerde ve bu türlere daha Avrupaî bir görüşle bakmasındadır. Bu sebeple, Edebiyat-ı Cedide'yi, belli başlı edebiyat türlerine göre gözden geçirmek yoluyla tanıtmak daha yerinde olur.

Servet-i Fünun Şiiri

1.Edebiyat-ı Cedide şiiri, gerek dil, gerek şekil, gerek şiir anlayışı bakımından Tanzimat şiirinden epey fark­lıdır. Servet-I Fünûn şiirinde her şeyden önce, bir musiki zevki ve kuvvetli bir musiki lisanı vardır. Bu lisan, dış musikisi, vezin ve şekil kusurluğu bakımından en ziyade Fikret'in nazmında gelişmiş; iç musikîsi, yani doyurucu şiir olabilmek özelliğini de en çok Cenab'ın şiirlerinde göstermiştir.
2. Ede­biyat-ı Cedîde şairleri, açık ve kapalı hecelerden kurulu Türkçe’ye Divan edebiyatı yüzyıllarının kazandırdığı üçüncü heceyi, yani, uzun heceyi mısralarında Türk­çe’nin tabiî bir sesi gibi kullanmışlardır.
3. Servet-i Fünûn şairleri, aruzun Türk dili musikisine en uygun kalıplarına zevkle ve ihtimamla seçerek kullanmış, Türkçe’yi bu vezinlere yerleştirmekte ustalık göstermişlerdir.
4. Edebiyat-ı Cedide şairlerinin nazım şekilleri bakımından yaptıkları değişik­lik, Avrupa şiirinin klasik bir nazım şekli olan sonnet'yi kullanmaları ve yine aruz vezniyle bir serbest nazım hareketi yapmalarıdır.
5. Onların, Divan şiirindeki müstezat şeklini genişleterek yaptıkları bir serbest nazım cereyanı, bilhassa Fikret ve Cenab gibi şairler tarafından başarıyle yürütül­müştür.
6. Kafiye anlayışları da şekilden çok ses benzerliğine dayanır. Ser­vet-i Fünûncular bu anlayışı, Recaîzade Ekrem'in, kafiye göz için değil, kulak içindir· cümlesiyle ifade ediyorlardı.
7. Divan şiirinde bir mısra, ya da bir beyitte tamamlanan manzum cümle an­layışı da, kesin olarak Servet-i Fünûncular tarafından değiştirilmiştir. Bir sözün bir beyitte başlayıp, diğer bir -veya birkaç- beyit boyunca de­vam ederek, bir başka beytin ortalarında bitmesi tarzındaki serbest söyleyişi, ke­sin olarak -ve âdeta kendi şiirlerinin karakteristik vasfı halinde- tatbik eden şairler, Servet-i Fünûn şairleridir.
8. Edebiyat-ı Cedîdecilerin şiirde yaptıkları diğer bir yenilik de, onun mevzuu­nu genişletmiş olmalarıdır: Şiirimizde önce Hamid'in eserlerinde başlayan bu çe­şitlilik, Servet-i Fünûncuların elinde hızla yayılmış ve Türk dilini hayatın iyi, kötü, çirkin, güzel, her hali, her duygusu, her düşüncesi, her sesi, her hadisesi için. şiir söylemek yolunda bir gelişmeye ulaştırmıştır. Ancak bu çeşitlilik, şiirleşen heyecanların yüceliğine engel olmamış, Servet-i Fünûncular, âdî duyguları, âdi sözlerle söyleyip, şiiri bayağılığa düşürmemişlerdir.

Servet-i Fünun Hikaye ve Romanı

1. Bu edebî tür, daha Tanzimat yıl­larında bile, yeni şiirin gördüğü ölçüde itiraz görmemiş, bünyesindeki Avrupaî yenilikleri Türk hayat ve edebiyatına daha kolay kabul ettirmiştir. Bunun baş­lıca sebebi, gazeteciliğin kuruluşundan beri edebiyatta nesrin daha geniş bir rağ­bet görmesi, nazmın ise hemen yalnız şiirde kullanılan bir ifade vasıtası haline gelmesidir.
2. Roman, Türk edebiyatında âdeta yepyeni bir edebî tür diye karşı­lanmış, onun, eski ve manzum Şark hikâyelerinin yerini aldığı, muhafazakârlarca fark edilmemiştir. Bu sebeple, önce tercüme eserlerle başlayan Avrupaî Türk ro­manı, kısa zamanda telif eserlerin yazılmasını teşvik eden, geniş bir rağbet gör­müştür.
3. Servet-i Fünûn romancıları arasında ilk öğrenimlerinden beri, Avrupa dillerini ve edebiyatlarını öğrenmiş bulunanlar vardı. Bunlar, roman zevkini ya doğrudan doğruya Batı edebiyatından, yahut yine Batı tesiri altında gelişen Tan­zimat romanından almış bulunuyorlardı. Yeni romancılar, eski Türk edebiyatına zevk, şekil ve edebî anlayış bakımından bağlı bulunmadıkları için, Türkiye'de Av­rupaî roman ve hikâyenin gelişmesi yolunda tam bir cesaretle ve geriye bakma­dan çalışabilmişlerdir.
4.Tanzimat'ın hikâye ve romanı, Fransız romantiklerinden biraz da realistler­den örnek almıştı. Servet-i Fünûn romancılarına örnek olanlar da, genel olarak realist ve natüralist Fransız edebiyatıyle, yine Fransa'da bir psikolojik roman çı­ğırı açan yazarlardır.
5. Batı'ya dönüşün kuvvetli oluşu ve eski Doğu'dan hatıra taşımayışı yüzünden, Servet-i Fünûn romanının yalnız roman mimarîsi değil, hayatı ve kahramanları da biraz Avrupaîdir. Bununla beraber, Edebiyat-ı Cedîde romancılarının roman dünyamıza içinde bulundukları sosyal hayattan bazı kuvvetli tipler ve sahneler getirdikleri inkâr olunamaz. Halid Ziya'nın Mai ve Siyah romanındaki Ahmet Ce­mil tipi, Aşk-ı Memnu'daki Firdevs Hanım, Nihâl ve Bihter, o devir İstanbul'unda yaşamışlardı.
6. Servet-i Fünûn'un küçük hikâyesi, daha çok, Sami Paşazade Sezaî'nin ulaş­tığı merhaleden harekete geçmiş durumdadır. Servet-i Fünûn yazarlarının kitaplar dolusu küçük hikâyeler yazmaları çok önemlidir, Bu yazarların yaşadıkları çağ­lar, Türkiye'de küçük hikâye edebiyatının altın devri sayılır. Küçük hikâyenin, yazarlar ve okuyanlar arasında gördüğü rağbet, Servet-i Fünûn'dan sonra da yeni birtakım küçük hikâyecilerin yetişmesini sağlamıştır.

Servet-i Fünun Döneminin Önemli Sanatçıları

Tevfik Fikret
Cenab Şehabeddin
Halit Ziya Uşaklıgil
Mehmet Rauf
Süleyman Nazif
Faik Ali Ozansoy
Ali Ekrem Bolayır (A. Nadir)
Süleyman Nesib
Hüseyin Suat Yalçın
Hüseyin Siret Özsever
Celal Sahir Erozan
Hüseyin Cahit Yalçın
Ahmet Hikmet Müftüoğlu

Servet-i Fünun ile Tanzimat Edebiyatı Arasındaki Farklar

1. Tanzimat Edebiyatı’nda şiirin konusu güzel olan her şeydir, Servet-i Fünûn’da güzel kelimesi kaldırılmış ve şiirin konusu sınırsız bir şekilde genişletilmiştir.
2. Tanzimat‘ta rağbet görmüş olan metafizik ve sosyal konular Servet-i Fünûn’da mühim bir yer tutmaz.
3. Tanzimat Edebiyatı’nda dil ve üslup, Servet-i Fünûn’a göre daha sade ve anlaşılırdır.
4. Tanzimat Edebiyatı’nda tiyatro ön plandayken, Servet-i Fünûn’da şiir, roman ve hikaye ön plandadır.
5. Tanzimatçılar “toplum için sanat” görüşünü benimserken, Servet-i Fünûncular “sanat için sanat” görüşünü benimsemişlerdir.
6. Servet-i Fünûn Edebiyatı Tanzimat‘a göre halktan uzaklaşmıştır. Çünkü, Servet-i Fünûn aydın kesime hitap eder.
7. Tanzimatçılar realizm ve romantizme önem verirken, Servet-i Fünûncular parnasizm ve sembolizme önem vermişlerdir.

Edebiyat-ı Cedide Resimleri

  • 2
    Edebiyat-ı Cedide / Türk Edebiyat Tarihi 2 yıl önce

    Edebiyat-ı Cedide / Türk Edebiyat Tarihi

Edebiyat-ı Cedide Sunumları

  • 3
    Önizleme: 4 ay önce

    SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYAT-I CEDİDE) DÖNEMİ EDEBİYATI SUNUSU

    (Göster / Gizle) Sunum İçeriği: Düz metin (text) olarak..
    1. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATI(EDEBİYAT-I CEDÎDE)(1896 – 1901)style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    2. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATI (EDEBİYAT-I CEDÎDE)Servet-i Fünun kuşağı, Tanzimat’ın sanatta estetiği ön plana alan ikinci dönem sanatçılarının hazırladığı bir edebi zevk ortamı içinde büyümüşlerdir. Topluluğun alt yapısını Tanzimat sanatçılarından Recaizade Mahmut Ekrem hazırlamıştır.Servet-i Fünuncular Batı kültürü içinde yetişmiştir. Servet-i Fünun (Fenlerin Serveti) dergisi 1891 yılında Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılmaya başlanır.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    3. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATI (EDEBİYAT-I CEDÎDE)Yenilik taraftarı genç şairler Recaizade Mahmut Ekrem'in yanında Servet-i Fünun dergisinde toplanır. 1896'da Recaizade Mahmut Ekrem, Ahmet İhsan'ı, dergiyi edebiyat dergisi yapmaya ikna eder ve derginin başına Tevfik Fikret getirilir.Servet-i Fünun, II. Abdülhamit yönetiminin baskısı (istibdat) altında gelişmiş bir edebiyattır; karamsarlık, umutsuzluk, bunalım, bu döneme hâkimdir. “Sanat için sanat” anlayışı döneme egemendir.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    4. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATI (EDEBİYAT-I CEDÎDE)Servet-i Fünuncuların Fransızca başta olmak üzere Batı dillerini bilmeleri, Batı edebiyatıyla güçlü bir bağ kurmalarını kolaylaştırmıştır. Servet-i Fünun edebiyatçıları etkinliklerini Tevfik Fikret başkanlığında gerçekleştirmişlerdir. Servet-i Fünuncular eserlerinde toplumsal faydayı değil; estetik zevki öne çıkarmışlardır.Bu dönem, gazetecilikten dergiciliğe geçilen bir dönemdir.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    5. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATI (EDEBİYAT-I CEDÎDE)Bu edebiyatçıları, özellikle şiirlerde alışılmadık kelime, tamlama ve imgelere yer verdikleri için Ahmet Mithat Efendi “Dekadanlar” makalesiyle eleştirmiş, Cenap ve Fikret de bu eleştirilere karşılık vermiştir.Tanzimat’ın hedef olarak benimsediği dilde sadeleşme unutulmuş, tersine daha da sanatlı, ağır bir dil kullanılmıştır. Hüseyin Cahit Yalçın'ın Servet-i Fünun'da yayımlanan "Edebiyat ve Hukuk" adlı makalesinden dolayı, Servet-i Fünun dergisi kapatılır ve topluluk 1901 yılında dağılır. style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    6. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNDE ÖĞRETİCİ METİNLERstyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    7. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNDE ÖĞRETİCİ METİNLERBireysel ve edebi konular işlenmiştir. Gezi yazısı, eleştiri ve anı türünde yoğunlaşılmıştır. Eleştiri türündeki yazılar çoğunlukla Servet-i Fünun'a dönük eleştirileri yanıtlama ve topluluğun edebiyat anlayışını ortaya koyma amacı taşır. Ahmet Şuayp, Servet-i Fünun döneminde eleştiri türündeki yazılarıyla tanınır.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    8. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNDE ŞİİRstyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    9. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNDE ŞİİRŞiirde konu ve biçim yönünden büyük yenilikler yapılmıştır. Heceyle denemeler olmakla birlikte ağırlıklı olarak aruz vezni kullanılmıştır. Servet-i Fünun şiirinde resim sanatından etkilenilmiştir. “Sanat sanat içindir” anlayışına uygun bireysel şiirler yazılmıştır. style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    10. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNDE ŞİİRSadece Tevfik Fikret bireysel şiirler yazdığı ilk döneminden sonra toplumcu şiirler yazmıştır.Şiirlerde aşk ve doğa gibi bireysel konular işlenmiş, sıfatlara ve doğa tasvirlerine bolca yer verilmiştir. Tanzimat sanatçılarından olan R. M. Ekrem'in "Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir." anlayışıyla hareket edilmiştir. Kulak için kafiye anlayışı benimsenmiştir. style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    11. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNDE ŞİİRŞiirde musikiye, şekil kusursuzluğuna önem verilmiştir.Sone ve terza-rima gibi Batı'dan alınan nazım şekilleri ilk kez bu dönemde kullanılmıştır. Serbest müstezat, Servet-i Fünun şiirinde çokça kullanılmıştır. Arapça ve Farsçadan, daha önce kullanılmamış sözcükleri kullanmayı bir hüner olarak görmüşlerdir. style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    12. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNDE ŞİİRSüslü, sanatlı bir dil vardır.Şiirde sembolizm ve parnasizmin etkisi vardır. Nazım nesre yaklaştırılmıştır, manzum hikâyeler yazılmıştır. Bu dönemde, mensur şiir örnekleri verilmeye başlanmıştır.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    13. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNDE OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN METİNLERstyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    14. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNDE ROMAN-HİKAYERoman ve hikâyede teknik bakımdan Batı seviyesine bu dönemde ulaşılmıştır. Konu ve karakter seçimine dikkat edilmiş, psikolojik tahlillere yer verilmiştir. Roman ve hikâyelerde bireysel konular işlenmiştir: Aşk, dram, hayal kırıklıkları, aile içi ilişkiler... Çevre tasvirlerinde ayrıntılara girilmiş, mekân olarak İstanbul dışına çıkılmamıştır.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    15. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNDE ROMAN-HİKAYEKahramanlar eğitimli, aydın, zengin, konaklarda yaşayan kişilerden seçilmiş, ait oldukları sınıfa göre konuşturulmuştur.Roman ve hikâyede realizm ve natüralizm akımlarından etkilenilmiştir.Teknik bakımdan başarılı ve olgun hikâyeler yazılmıştır. Romanların süslü ve ağır bir dili vardır.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    16. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNDE TİYATROTanzimatçıların aksine Servet-i Fünuncular (Edebiyat-ı Cedideciler), sanat anlayışlarına paralel olarak halkı eğitmeyi bir gaye olarak görmemişlerdir.Tiyatro türünde dönemin baskısı nedeniyle hemen hemen hiçbir gelişme gösterilmemiştir.Sadece Hüseyin Suat, dönemin tiyatro yazarı olarak öne çıkmıştır.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    17. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNİNÖNEMLİ TEMSİLCİLERİstyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    18. Sayfa
    TEVFİK FİKRET(1867 – 1915)style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    19. Sayfa
    TEVFİK FİKRETÖnceleri sanat için sanat, sonraları toplum için sanat anlayışını savunmuş ve buna uygun eserler vermiştir. Toplumsal ve siyasal ortamı Han-ı Yağma, 95'e Doğru, Balıkçılar, Haluk'un Bayramı, Hasta Çocuk, Tarih-i Kadim, Millet Şarkısı, Promete, Nesrin, Sis gibi şiirleriyle eleştirmiştir. Karamsarlığı ve iç dünyasındaki çalkantıları şiirlerinde öne çıkmıştır.Serbest müstezatı şiirlerinde başarıyla kullanmıştır. style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    20. Sayfa
    TEVFİK FİKRETAruzla Türkçeyi, şiirle düz yazıyı başarıyla kaynaştırmayı bilmiştir. Beyit ve mısra bütünlüğünü kırmış, anlamı birkaç dizeye yaymıştır. Nazmı nesre başarıyla yaklaştırmış, manzum hikâyeler yazmıştır. Şiirlerinde parnasizmden etkilenmiştir.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    21. Sayfa
    TEVFİK FİKRETEserleri: Şiir: Rübab-ı ŞikesteRübabın CevabıHaluk'un DefteriŞermin (Hece ölçüsüyle yazdığı çocuk şiirleri)style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    22. Sayfa
    RÜBAB-I ŞİKESTE (KIRIK SAZ)Şairin, Servet-i Fünun döneminin ürünlerini içeren kitabıdır. Şair bu döneminin şiirlerinde, daha çok aşk, acıma, doğa gibi konuların yanı sıra kendi içine kapalı yaşam görüşünün çağrıştırdığı düşünceleri işler. Gerek içerikleri, gerekse şiir dili, biçimi, anlatımı ve düzel duyusu bakımından çağının şiir anlayışını ve şairlerini büyük ölçüde etkileyen, kimileri daha sonra yöneleceği toplumsal muhalefetin tohumlarını da taşıyan bu şiirler, Türk şiirinin çağdaşlaşmasında öncü ürünler olmuştur.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    23. Sayfa
    RÜBABIN CEVABI1911'de basılan "Rübabın Cevabı"ndaki şiirlerde halkın acılarını, zorbalıkları, baskı ve haksızlıkları anlatır. Bu kitapta yer alan "Tarih-i Kadim'e Zeyl" başlıklı şiirde, kendisini eleştiren Mehmet Akif Ersoy'ya yanıt verir. Din ve doğa konusundaki görüşlerini açıklar. Kendisinin doğanın bir izleyicisi olduğunu söyler.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    24. Sayfa
    HALUK’UN DEFTERİŞair, oğlunun doğumuyla hayata daha bir umutla bakar ve onun için şiirler kaleme alır. “Halûk İçin”, “Halûk’un Sesi”, “Yarın”, “Halûk’un Bayramı”, “Yine Halûk” başlıklı şiirler, oğluna hitaben yazdıklarındandır. Şair, oğluna ilişkin kaleme aldığı şiirlerini daha sonra bu eserde bir araya getirmiştir. Bu şiirlerin hemen hepsinde çocuk; yani Halûk, baba için bir neşe ve mutluluk kaynağıdır; buna karşılık baba da kendini oğlunun mutluluğuna adamıştır.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    25. Sayfa
    ŞERMİNŞair, hayatının sonlarında hece vezni ile çocuklar için şiirler kaleme alır. Çocuk eğitimini konu edinen bu şiirler, Şermin adlı kitapta toplanmıştır.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    26. Sayfa
    CENAP ŞAHABETTİN(1871 – 1934)style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    27. Sayfa
    CENAP ŞAHABETTİN"Sanat için sanat" anlayışına uygun eserler vermiştir. Parnasizmin ilk örneklerini vermiştir.Şiirlerinde müziğe önem vermiş ve sembolizmin öncüsü olmuştur. Arapça ve Farsça sözcüklerle, özgün imgelerle yüklü ağır bir dili vardır.Şiirlerinin konusunu daha çok "doğa"dan almıştır.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    28. Sayfa
    CENAP ŞAHABETTİNEserleri: Şiir: Evrak-ı Leyal Düz yazıları: Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh (makaleler, düz yazılar)Gezi: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye MektuplarıÖzdeyiş: Tiryaki Sözler Tiyatro: Yalan, Körebestyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    29. Sayfa
    HAC YOLUNDACenap Şahabettin’in görevli olarak gittiği Hicaz ve Mısır yolculuğunu canlı gözlemlerle anlattığı bu eser, gezi yazısı türünün seçkin örnekleri arasındadır. Yazar bu kitabında gezip gördüğü yerleri yalnızca bir gezgin gözüyle ve yüzeysel olarak değil, tarih, coğrafya ve insan boyutlarıyla, örnek sayılacak bir düz yazı ustalığıyla anlatmaktadır. Eser, Servet-i Fünûn dergisinde, 1896-1898 yılları arasında yayımlanan on yedi mektuptan oluşmaktadır.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    30. Sayfa
    TİRYAKİ SÖZLERİCenap Şahabettin, Türk düşünce ve edebiyat dünyasında isim yapmış bir kişi olarak, birikimlerini diğer insanlarla paylaşmak için, bu kitabı yazmıştır. Burada, özdeyiş diye nitelendirdiğimiz sözlerin, belki bir kısmı başkaları tarafından yazılmış olup, yazar tarafından beğenildiği için bizlere aktarılmak istenmiştir. Bir kısmı ise, yazarın kendi hayatının özümlenmesi olarak bizlere naklettiği sözlerdir.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    31. Sayfa
    HALİT ZİYA UŞAKLIGİL(1866 – 1945)style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    32. Sayfa
    HALİT ZİYA UŞAKLIGİLTürk edebiyatında Batı tarzında eser veren ilk büyük romancıdır. Servet-i Fünun döneminin en güçlü yazarıdır. Fransız realist ve natüralist yazarlardan etkilenmiştir. Geniş tasvirlere ve psikolojik tahlillere yer vermiştir.Romanlarında İstanbul’daki eğitimli ve zengin kesimi konu almış, hikâyelerinde ise halkın arasına girmeye çalışmıştır.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    33. Sayfa
    HALİT ZİYA UŞAKLIGİLArapça ve Farsça sözcük ve tamlamaları kullandığı ağır bir dili vardır.Türk edebiyatında "mensur şiir"in ilk örneklerini vermiştir.style.visibilitystyle.visibility

    34. Sayfa
    HALİT ZİYA UŞAKLIGİLEserleri:Roman: Sefile, Nemide, Bir Ölünün Hatıra Defteri, Ferdi ve Şürekâsı, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar Hikâye: Bir Şi'r-i Hayal, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Hepsinden Acı, Aşka Dair, Onu Beklerken, İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyeleri. (Ali'nin Arabası adlı hikâyesinde Anadolu'ya yönelir.) Oyun: Kâbus, Füruzan, Fare Anı: Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Bir Acı Hikâye Deneme: Sanata Dair Mensur şiir: Mensur Şiirler, Mezardan Seslerstyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    35. Sayfa
    MAİ VE SİYAHHalit Ziya Uşaklıgil; “Mai ve Siyah” romanıyla Edebiyat-i Cedide’nin şair idealini, o zamanki basın ve sanat dünyamızı yansıtmaya çalışır. Mai ve Siyah romanının kahramanı Ahmet Cemil’le birlikte, o dönemin edebiyat alemine girer; eski yeni kavgalarını, özelliklerle çekişmeleri, hayallerle günlük yasayışları, aşırı duygusallıklarla karamsar ruh çözümlemelerini artistik anlatımın büyülü atmosferinde yaşarız.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    36. Sayfa
    AŞK-I MEMNUBihter ve Behlûl arasındaki yasak aşkı anlatan bir romandır. Olaylar Peyker ve Nihat Bey’in evlenmesiyle başlar. Peyker ve Bihter’in annesi Firdevs Hanım duldur ve Adnan Beye gizliden ilgi duymaktadır. Ancak Adnan Bey Bihter’den çok hoşlanmaktadır. Onunla evlenir. Adnan Bey varlıklı , asil bir aileden gelmiştir. Annesi bu evliliği hiç kaldıramaz.  Bir gün toplanıp pikniğe giderler, bütün aile oradadır. Adnan Beyin yeğeni Behlûl Peyker’e dayanamaz ve onu ensesinden ateşli bir şekilde öper.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    37. Sayfa
    AŞK-I MEMNUPeyker buna çok kızar çünkü kocasına çok bağlıdır. Behlûl Bihter’den hoşlanır. Bihter’in kendisinden hoşlanmasını sağlar. Behlûl ve Bihter’in mektupları Nihal tarafından görülür. Nihal bu olaya inanamaz çünkü Behlûl’le evlenmeyi düşünmektedir. Nihal’in tam mutluluğu düşündüğü bir sırada bu olayı öğrenmesi hayatını yıkmıştır. Adnan Bey’in bu olayı öğrenmesiyle her şey değişir.  Adnan Bey ve Nihal eskisi gibi beraber yaşamaya karar verirler. Artık hayatlarında ne Behlûl ne de Bihter olacaktır.style.visibility

    38. Sayfa
    KIRK YILYazarın samimi, objektif tutumu ve sanatkârane üslubuyla Kırk Yıl, edebiyatımızın anı türündeki en güzel örneğidir. Kırk Yıl, sadece Halid Ziya Uşaklıgil’in yetişme ve olgunluk dönemini değil, tanıklık ettiği II. Abdülhamid döneminin toplumsal yaşamını, başta Servet-i Fünun olmak üzere dönemin kültür ve edebiyat çevrelerini tüm ayrıntılarıyla gözler önüne sermektedir. Bir anı kitabı olmasına rağmen edebiyatımızın bu türde en çok başvurulan ve kullanılan kaynak bir eseri haline getirmiştir.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    39. Sayfa
    MEHMET RAUF(1875 – 1931)style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    40. Sayfa
    MEHMET RAUFİlk psikolojik romanımız olan Eylül'ün yazarıdır. Kahramanların iç konuşmalarına ilk kez Mehmet Rauf yer vermiştir.Daha çok düzyazılarıyla tanınan sanatçının mensur şiirleri de vardır.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    41. Sayfa
    MEHMET RAUFEserleri: Roman: Eylül, Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbi Hikâye: Son Emel, Bir Aşkın Tarihi, Üç Hikâye Mensur Şiir: Siyah İncilerstyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    42. Sayfa
    EYLÜLEdebiyatımızın ilk psikolojik romanıdır. Romandaki ilişki önce saygı ile başlar, sonra aşka dönüşür. Romanda aşkın bu iki insanda yarattığı psikoloji ve bu durum sonucu ortaya çıkan davranışlar anlatılmaktadır. Suat'la Süreyya evlidir. Aralarına Süreyya'nın yakın arkadaşı Necip'i de alarak Boğaziçi'ne taşınırlar. Denize düşkün olan Süreyya evden ayrıldıkça Suat'la Necip evde yalnız kalırlar. İlişkileri zamanla aşka dönüşür. Bir gün yalıda yangın çıkar, Suat'ı kurtarmak için Necip yanan eve girer. İkisi de kurtulamaz.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    43. Sayfa
    SİYAH İNCİLEREdebiyatımızda ilk psikolojik roman olan Eylül'ün yazarı Mehmet Rauf'un Siyah İnciler adlı eseri Türk edebiyatının en başarılı mensur şiirler kitabı olarak bilinir. Aşka, güzelliğe, sanata olan tutkusunu içinden geldiği gibi bir anda kağıda döküveren yazar, bu eserde, aslında bir anlamda kendi dramını yazmıştır. Siyah İnciler'in, türünün en iyi örneği olarak gösterilmesi yanında bir önemli özelliği de taşıdığı samimiyet duygusudur.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    44. Sayfa
    HÜSEYİN CAHİT YALÇIN(1874 – 1957)style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    45. Sayfa
    HÜSEYİN CAHİT YALÇINRoman ve hikâyeci olarak ün kazanmış; sonraları siyasi yazarlığa geçmiştir. Roman ve hikâyelerinde şairane ve süslü bir üslup kullanmıştır.  Eski-yeni tartışmalarında yeni edebiyatın başta gelen savunucularından olmuştur. "Edebiyat ve Hukuk" makalesinden dolayı Servet-i Fünun dergisi kapatılmıştır.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    46. Sayfa
    HÜSEYİN CAHİT YALÇINEserleri: Hikâye: Hayat-ı Muhayyel Roman: Hayal İçinde Eleştiri: Kavgalarım Anı: Edebi Hatıralar (Edebiyat Anıları), Siyasal Anılarstyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    47. Sayfa
    EDEBİ HATIRALAR (EDEBİYAT ANILARI)“Edebiyat Anıları” Hüseyin Cahit Yalçın ’ın 60 yaşındayken kaleme aldığı, kendi gerçeğini bulma çabasının gözlendiği bir yapıttır. Hem kendini eleştirir, hem savunur. Hem birilerini suçlar, hem bağışlar. Siyasal yazarlığından sıyrılıp, kendi iç dünyasını ve yaşadıklarını anlatır.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    48. Sayfa
    SİYASAL ANILARSanatçı, 1908-1918 yılları arasını, yani Meşrutiyet döneminin ilginç olaylarını açıklar. Yazar, gazeteci ve politikacı Hüseyin Cahit Yalçın'ın aynı zamanda İttihat ve Terakki Partisi üyesi, hatta partinin sözcüsü olması, kitabın değerini daha da arttırır. Başlıca konular şunlardır: İttihat ve Terakki Partisi'nin idealizmi; yenilik ve gericilik çatışmaları; reform denemeleri; azınlıkların yıkıcı faaliyetleri; parti kavgalar; iç isyanlar; Balkan ve Birinci Dünya Savaşlarında Osmanlı politikası...style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    49. Sayfa
    SÜLEYMAN NAZİF(1870 – 1927)style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    50. Sayfa
    SÜLEYMAN NAZİFİlk şiirlerinde Namık Kemal başta olmak üzere Tanzimat şairlerinden etkilenmiştir. Makale, şiir, mensur şiir, mektup gibi türlerde eserler vermiştir. Nesirlerinde ahenk kaygısıyla yabancı sözcük ve tamlamalardan yararlanmıştır.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

    51. Sayfa
    SÜLEYMAN NAZİFEserleri:Şiir: Gizli Figanlar, Firak-ı Irak, Malta Geceleri (nazım - nesir karışık) style.visibilitystyle.visibility

    52. Sayfa
    MALTA GECELERİ – FİRAK-I IRAKMalta Geceleri, Süleyman Nazif’in Malta’ya sürgüne gönderildiği zaman yazdığı şiir ve düzyazılarıdır.Firak-ı Irak, sanatçının şiirlerini topladığı kitabın adıdır.style.visibilitystyle.colorfillcolorfill.typestyle.visibilitystyle.visibility

    53. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNİN DİĞER SANATÇILARIstyle.visibility

    54. Sayfa
    SERVET-İ FÜNÛN DÖNEMİNİN DİĞER SANATÇILARIŞiirde; Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Ali Ekrem, İsmail Safa, Hüseyin Siret, Hüseyin Suat, Celâl Sahir, Fâik Âli, Menemenlizade Mehmet Tahir, Süleyman Nazif, Süleyman Nesip.Mensur şiirde; Halit Ziya, Mehmet Rauf.Roman ve hikâyede; Halit Ziya, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet, Safvetî Ziya.Eleştiride; Ahmet Şuayp, Ahmet Reşit.style.visibilitystyle.visibilitystyle.visibilitystyle.visibility

Edebiyat-ı Cedide Soru & Cevap

Bu yazı hakkında ilk soru soran sen ol..

Edebiyat-ı Cedide Ek Bilgileri

Bu yazıya sende yeni bilgi ekleyerek gelişmesine yardımcı olabilirsin..

Yazı İşlemleri
Sen de Ekle

Sende, bu sayfaya

içerik ekleyerek

katkıda bulunabilirsin.

(Resim, sunum, video, soru, yorum ekle..)
Facebook Grubumuz

Birşey Unutmadın mı ?

Bizi sonra tekrar bulmak için sitemizi aşağıdan beğenmelisin